İçeriğe geç
  • Dolar 49,3351 ▲ %0,12
  • Euro 55,0863 ▼ %0,40
  • Sterlin 65,2018 ▼ %0,11
  • Gram Altın 6.606,82 ▼ %0,57
  • Çeyrek Altın 10.785,56 ▼ %0,51
  • Gümüş 95,44 ▼ %0,97
  • Bitcoin 4.059.501 ▼ %1,40
  • BIST 100 12.150,67 ▼ %0,94

Gündem

COP31 öncesi Pasifik'ten Antalya'ya çağrı: Taku Pakasoa Deklarasyonu

COP31 öncesinde Fiji'de bir araya gelen Pasifik liderleri, 1,5°C hedefine bağlılık ve iklim finansmanına erişim çağrısı yapan Taku Pakasoa Deklarasyonu'nu açıkladı. Toplantıların ardından "Para mevcut. Hükümetler bu paranın nereye gideceğine karar veriyor ve iklim krizi bu öncelikler arasında yer almıyor" eleştirisi geldi.

Birleşmiş Milletler'in Kasım'da Antalya'da gerçekleşecek 31. Taraflar Konferansı (COP31) öncesi COP toplantıları Fiji'de tamamlandı. Toplantılar, Pasifik ülkelerinin öncülüğünde 5-8 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirildi. 

Liderler, bakanlar ve üst düzey yetkililer, 6 Ekim'de Fiji'den iklim krizinin etkilerinden en yoğun şekilde etkilenen ülkelerden biri olan Tuvalu'ya seyahat gerçekleştirdi. Deniz seviyesinin yükselmesiyle Tuvalu, iklim krizinin etkilerinden dolayı dünyanın ilk "iklim mültecilerini" gönderen ülke olarak tarihe geçmişti. 

Fiji Başbakanı Sitiveni Rabuka, Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ile Nepal, Tuvalu, Palau ve Mauritius dahil iklim krizi karşısında savunmasız olan birçok ülkenin liderleri ve bakanları dikkat çeken açıklamalarda bulundu.

Fiji'deki toplantılardan ayrıca "Taku Pakasoa liderler deklarasyonu" çıktı. Deklarasyona adını veren "Taku Pakasoa", Tuvalu'da birlik olmanın ve kolektif eylemde bulunmanın gücünü ifade ediyor. 

Deklarasyon, iklim krizinin Pasifik halkları, kültürleri ve geçim kaynakları üzerindeki ağır tehdidine karşı küresel bir eylem çağrısı olarak kayıtlara geçti. 

Deklarasyon, 1,5°C sıcaklık hedefinin korunması, devlet egemenliğinin ve deniz yetki alanlarının korunması ve iklim finansmanına erişimin artırılması gerekliliğine vurgu yapıyor.

Deklarasyonda COP28 Küresel Envanter Değerlendirmesi'nin çağrısına atıf yapıldı. Bu doğrultuda; ülkelerin kendi koşullarına göre belirleyecekleri biçimde şu küresel çabalara katkıda bulunma taahhüdü yeniden teyit edildi: 

  • 2030'a kadar yenilenebilir enerji kapasitesini üç katına çıkarmak,

  • 2030'a kadar enerji verimliliği iyileştirmelerinin ortalama yıllık oranını iki katına çıkarmak,

  • Enerji sistemlerinde fosil yakıtlardan adil, düzenli ve hakkaniyetli bir şekilde uzaklaşmak, 

  • Bu kritik on yılda eylemi hızlandırarak 2050'ye kadar net sıfır'a ulaşmak, 

Ayrıca okyanusun iklim düzenleyici rolünün korunması ve okyanus ısınması ile deniz seviyesi yükselmesi gibi krizlere karşı kolektif eylem talepleri de yeniden dile getirildi.

COP31 öncesinde tüm taraflar iklim krizine karşı birleşmeye davet edildi.

BM Genel Sekreteri'nin Okyanus Özel Temsilcisi Peter Thomson, okyanusların müzakerelerin arka sıralarına atılmaması gerektiğin belirterek şunları aktardı:

"Türkiye bize, gezegenin ikliminin düzenlenmesinde okyanus-iklim ilişkisinin merkezi rolünü tanıyan bir Antalya Okyanus Deklarasyonu'nun hazırlanması için çalışacağını ve bundan sonra okyanus temelli iklim eylemlerini destekleyeceğini taahhüt etmiştir." 

Fiji, Arazi ve Maden Kaynakları Bakanı Filimoni Vosarogo ise "Bugün iklim mimarisini sıfırdan tasarlıyor olsaydınız, gezegenin en büyük fazla ısı yutağını dışarıda bırakır mıydınız? Peki ya gezegenin en büyük aktif karbon rezervuarını?" diye sordu:

"Muhtemelen hayır. Oysa yaptığımız şey buna çok yakın. Okyanus, insanlık olarak saldığımız karbondioksitin yaklaşık dörtte birini ve hapsettiğimiz fazla ısının yüzde 90'ından fazlasını emmiştir. Okyanus, gezegenin iklim düzenleyicisi ve en büyük aktif karbon yutağı; dünyanın şu anda olduğundan çok daha sıcak olmamasının tek nedeni. Ve bu hizmetin bedelini kendi sağlığıyla ödüyor."

Genel kurulda COP31 Müzakere Başkanı ve İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen, Tuvalu ve Fiji'deki gençlerin güçlü seslerini duyduklarını belirterek deklarasyonun COP31 için çok sağlam bir çıkış noktası sunduğunu söyledi.  

"Burada söylenenler COP31'e yön verecek"

Fiji Başbakanı Sitiveni Rabuka, liderlere "Her birimiz çözümün parçası olmak zorundayız" diye seslenerek birlik mesajı verdi:

"Taku Pakasoa'nın amacı da budur. Bölgelerimizi birleştirelim, çabalarımızı birleştirelim ortak zemin bulalım." 

Rabuka, "Burada, Pasifik'te ve dünyanın en büyük okyanusunun sesi gibi, amacımız inovasyon adaları yaratmak, çözümleri sergilemek ve yaygınlaştırmak ve sadece sorunun ölçüldüğü bir bölge olmaktan çıkıp çözümlerin paylaşıldığı bir yer haline gelmektir" dedi. 

Fiji lideri "Liderlerin bu salonda bu akşam söyledikleri, katılım sürecini şekillendirecek ve COP31 müzakerecilerine verilecek talimatlara yön verecek" uyarısında bulundu. 

Ayrıca Rabuka, Paris Anlaşması'nda belirlenen 1,5°C kritik eşiğinin aşımını sınırlandırma konusunda net bir uyarı yaptı:

"Hukuki yükümlülüklerimize ve ahlaki hedeflerimize aykırı olan aşımı sınırlamaya kararlı olduğumuzu açık ve net biçimde göstermeliyiz."

"1,5 derecenin elimizden kayıp gitmesine izin veremeyiz"

Avustralya Başbakanı Anthony Albanese ise "1,5 derecenin elimizden kayıp gitmesine izin veremeyiz" diyerek şunları aktardı:

"Avustralya, Pasifik'le güçlü bir şekilde bağlılık gösteriyor. İklim kriziyle mücadelede ön saflarda yer alanlara, küresel eylemi yönlendirmek amacıyla kendi hikayelerini anlatma ve şekillendirme fırsatı sunarak hak ettikleri platformu sağlıyoruz." 

"Avustralya, evinde harekete geçiyor" diyen Albanese, geçen yılın son çeyreğinde enerji arzının yarısından fazlasını yenilenebilir enerjiden karşıladıkları ilk dönem olduğunu bildirdi:

"Ve bu, daha önce hiç olmadığı kadar fazla enerji tüketiminin olduğu bir çeyrekte gerçekleşti. Nispeten kısa bir süre içinde nelerin yapılabileceğini gösteriyor."

Öte yandan hiçbir ülkenin tek başına hareket etmesinin yeterli olmayacağını belirten Albanese, ilk kez bir COP'a 2005'te Montreal'de katıldığını ve Avustralya'nın o zaman yüzde 2'lik bir yenilenebilir enerji hedefi olduğunu belirtti:

"Şimdi önümüzdeki yıllar için yüzde 82'lik (2030'a kadar) bir hedefimiz var ve bunu başaracağımızdan eminim."

Uluslararası iklim örgütü 350.org'un Kömür Ortakları raporu, COP31'e ev sahipliği yapacak Türkiye ile müzakere başkanı Avustralya arasındaki fosil yakıt ticareti ilişkisini ortaya koydu. Rapora göre COP31 eş başkanları Türkiye ve Avustralya, Paris Anlaşması'ndan bu yana gerçekleştirdikleri kömür ticaretiyle 75 milyon ton karbondioksit salımına sebep oldu. 

COP31'in ortağı Avustralya

COP31'in ortağı Avustralya'yla Türkiye'nin kömür karnesi: 75 milyon ton karbondioksit

5 Ekim 2026

"Risklerimiz ortak"

Nepal Dışişleri Bakanı Shisir Khanal ise "Pasifik'te aynı krizle karşı karşıyayız: Her yıl biraz daha yükselen gelgitler ve mevsimlere göre daha da şiddetlenen siklonlar" diyerek krizin günlük yaşama etkilerine işaret etti:

"Zayıf noktalarımız aynı değil, ancak risklerimiz ortak çünkü eriyen dağ buzları yükselen deniz seviyesini artırıyor."

Dağlar ve okyanusların birbirine zıt olmadığını, bir su, bir hikaye ve ortak bir gelecek olduklarını belirten Khanal, "Bizim ülkelerimiz, küresel emisyonlara çok az katkıda bulunuyor" dedi ve ekledi:

"Nepal'de arazinin yüzde 46'sı ormanlarla kaplıdır. Yeni satılan tüketici araçlarının yüzde 70'i elektrikli. Tüm elektriğimiz hidroelektrikten geliyor. Yine de halkımız, yaratılmasında hiçbir payları olmayan bir kriz için canıyla ve kalkınma kazanımlarıyla bedel ödüyor. Bu iyi bilinen haliyle iklim adaletsizliğinin tanımıdır."

Nepal 1,5 derece eşiğine tavizsiz bağlılık çağrısında bulundu.  

Kurum'dan "fosil bağımlılığını azaltma" önerisi

COP31 başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ise toplantıda "Taku Pakasoa ruhuyla seslerimizi birlik, dayanıklılık ve güç içinde birleştiriyoruz. Kasım ayında Antalya'da COP31'e hazırlanırken tüm tarafları, tüm dünyayı ortak geleceğimiz için harekete geçmeye davet ediyorum" dedi. 

Öte yandan Kurum, "Her bir ilerlemenin etkileri hızlandırdığını görüyor ve küçük ada gelişmekte olan devletler ve en az gelişmiş ülkeler işte bu süreçte geri dönüşü olmayan kayıp riskini arttırdığını vurguluyoruz. Bilim; derin, hızlı ve sürdürülebilir emisyon azaltımlarının artık şart olduğunu tüm gerçekliğiyle söylüyor" ifadelerini kullanarak şunları aktardı:

"Pasifik ada ülkelerinin iklim liderliğindeki aktif faaliyetlerini takdir ediyoruz. Deniz seviyesinin yükselmesi bağlamında devletlik, egemenlik ve deniz bölgelerinin korunması kararlılığımızı teyit ediyoruz."

Bilimin karar alma süreçlerine yön vermesinin hayati olduğunu söyleyen Kurum, temiz enerji geçişi taahhüdünü yineledi:

"2030'a kadar yenilenebilir enerji kapasitesinin 3 katına, enerji verimliliğinin 2 katına çıkarılması ve fosil yakıtlardan adil, düzenli, hakkaniyetli uzaklaşmayı ve yine çok önemsediğimiz 2035'e kadar yüzde 35 elektrifikasyon hedefini bu COP31'in başarısı olarak görüyoruz. Yine 2050 Net Sıfır Emisyon Hedefi için ulusal yol haritalarıyla uyumlu hareket edeceğiz. Elektrifikasyon, depolama ve şebeke dönüşümü enerji arz güvenliğini güçlendirecek, maliyetleri düşürüp fosil bağımlılığını azaltacaktır." 

Kurum: "1,5 dereceyi yakalayamasak bile oralarda gezebilme ihtimali…"

Kurum'un liderlerle paylaştığı Türkiye'nin diğer taahhütleri ise şunlar oldu:

"Çok açık söylüyorum; bu eylem gündeminde 2035'e kadar atılan adımlarla birlikte emisyonu yüzde 20 azaltacağız, en az yüzde 20. Elektrifikasyonda 2035'te yüzde 35'e gelmeyi hedefliyoruz. Atıkların yüzde 50 azaltılmasını hedefliyoruz. Enerji yoğunluğunu binalarda yüzde 25 azaltmayı hedefliyoruz. Döngüsel malzeme kullanım oranını yüzde 15 oranına çıkarmayı hedefliyoruz. Ve bunları sağladığımızda yüzde 20-25 emisyon azalıyor. Yani o 1,5 derece hedefini yakalayamasak bile oralarda gezebilme ihtimalimizi konuşuyoruz." 

"Okyanus beklemiyor, kuraklık beklemiyor. Bizim de bekletmeye hakkımız yok" diyen Kurum, finansmana erişimin artırılmasına ilişkin bildiri ve eylem planını desteklediklerinin altını çizdi:

"Bu bildiriyi imzalayan her kurum; bir ada halkına, bir köye, bir aileye 'yalnız değilsiniz' demiş olacak."

"İklim krizi bu öncelikler arasında yer almıyor"

5-8 Ekim tarihleri arasında yapılan toplantılarda genel kanı ve farkındalık, Pasifik'te iklim krizinin sonuçlarıyla burun buruna olan bölgelerin kırılganlığına ilişkin oldu. Ancak liderler, toplantı sonrası aktivistlerce eleştirildi. Bu kabulün emisyonları azaltmak ve uyum sağlamayı artırma yönünde iddialı bir gündeme dönüşmediği eleştirisi yapıldı.

Nepal

Nepal'deki sel felaketi: Can kaybı bin 355'e yükseldi

7 Eylül 2026

İklim kriziyle mücadele etmek ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla kolektif ve sürdürülebilir eylemleri teşvik eden, 150'den fazla ülkede 2 bin 500'den fazla sivil toplum kuruluşundan oluşan küresel bir ağ olan İklim Eylem Ağı (CAN) Fiji'deki toplantıları eleştirdi. 

CAN International'ın Siyasi Stratejiler Sorumlusu Jacobo Ocharan, "Nepal'deki ölümcül sel felaketlerinden Süper El Niño'nun yaklaşan tehdidine kadar, iklim krizi hızlanıyor. Toplulukların uyum sağlamak ve canları ile geçim kaynaklarını korumak için acil desteğe ihtiyacı var. Oysa hükümetler, askeri bütçeler artarken uyum finansmanını ve kalkınma yardımlarını kısıyor. Para mevcut. Hükümetler bu paranın nereye gideceğine karar veriyor ve iklim krizi bu öncelikler arasında yer almıyor" dedi.

Son olarak COP31'e çok az bir zaman kalmasına rağmen hükümetlerin çok az ilerleme kaydettiğini belirten Ocharan, şunları söyledi:

"Antalya, işçilere ve topluluklara pratik destek sağlayan 'Adil Geçiş için Belém-Antalya Mekanizması'nı hayata geçirmeli. Uyum finansmanı konusunda daha güçlü taahhütlerde bulunmalı. Ayrıca, Paris Anlaşması kapsamında gelişmiş ülkelerin yükümlülüklerine dayanan, güvenilir bir iklim finansmanı çalışma programı üzerinde mutabık kalmalı. Her şeyden önce, hükümetler mevcut iklim eylemleri ile 1,5 °C sınırı arasındaki uçurumu nasıl kapatmayı planladıklarını göstermeli. Yeni elektrifikasyon taahhütleri, yenilenebilir enerjiyi hızlandırmalı, fosil yakıtlar için boşluklar yaratmamalı."


(CA)

Kaynak: Bianet

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…