Ev hapsindeki gazeteci Murat Ağırel: "Ucu bize dokundu!"
Gazeteci Murat Ağırel, fon işlemlerine ilişkin haber ve yorumlarının ardından hakkında verilen ev hapsi kararını ve yürütülen soruşturmayı köşesine taşıdı. İddiaları araştırmanın gazetecinin görevi olduğunu vurgulayan Ağırel, "Asıl sorular hâlâ ortada: Fon krizinde kim kazandı, kim kaybetti? Kimler krizden önce çıktı? Hangi hisselerin değeri olağandışı işlem
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, sermaye piyasasındaki işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında yaptıkları yorumlar gerekçesiyle hakkında "ev hapsi" kararı verilen gazeteci Murat Ağırel, hakkında verilen ev hapsi kararına ve başlatılan soruşturmaya ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Ağırel, Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde "Ucu bize dokundu!" başlığıyla yayımladığı yazıda, fon işlemlerine ilişkin iddiaları araştırdığını anımsattı.
"MESELE, GAZETECİLİĞE YÖNELEN BASKI"
9 Ekim'de savcılıkta ifade verdiğini belirten Ağırel, mahkemenin ilk aşamada "yurt dışına çıkış yasağı ve haftada üç gün imza yükümlülüğü" kararı verdiğini, savcılığın itirazının ardından imza yükümlülüğünün ev hapsine çevrildiğini aktardı.
Yazısında elektronik kelepçeyle ev hapsinde tutulmasına tepki göstererek, meslektaşları Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı'nın cezaevinde bulunduğuna dikkat çeken Ağırel, "Ben evimdeyim, onlar dört duvar arasında. Mesele ben değilim. Mesele, gazeteciliğe yönelen baskı" ifadelerini kullandı.
Hakkında Türk Ceza Kanunu'nun 217/A maddesinde düzenlenen "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu kapsamında soruşturma yürütüldüğünü vurgulayan Ağırel, fon işlemlerine ilişkin iddiaları araştırmasının ve kamuoyuna aktarmasının gazetecilik faaliyeti kapsamında olduğunu belirterek "hangi gerçeğe aykırı bilgiyi yaymakla suçlandığının" açıklığa kavuşturulmasını istedi.
Asıl soruların hâlâ ortada olduğunu kaydeden Ağırel, "Fon krizinde kim kazandı, kim kaybetti? Kimler krizden önce çıktı? Hangi hisselerin değeri olağandışı işlemlerle yükseltildi? Denetim kurumları ne yaptı? Siyasi veya bürokratik nüfuz kullanıldı mı?" diye sordu.
Ağırel şöyle devam etti: "Yatırım hesabı sahibi olmak suç değildir; hakkında iddia bulunan herkes de suçlu değildir. Ama hiçbir kamu görevlisi sorulardan muaf değildir."
Ağırel'in yazısı özetle şöyle:
"7 Ekim'de milletvekili Ümit Özlale, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'a Meclis kürsüsünden sordu:
Bir bakanın babası fonlara 470 milyon lira yatırıp 830 milyon lirayla mı çıktı? Bir başka bakan fon krizi patlamadan önce 170 milyon lirayla fondan ayrıldı mı?
Bunlar ağır iddialardı. Gazetecilik de tam burada başlar. Bu iddiayı araştırmak ve kamuoyuna tüm yönleri ile sunmak en temel gazetecilik görevidir. Kendisine gazeteci diyen herkes bu iddiaları araştırır. Sorar. Soruşturur. Belgelerin peşine düşer. Ben de bunu yaptım.
7 Ekim akşamı Sözcü TV'de, edindiğim bilgiler doğrultusunda iddialarda adı geçen isimlerden birinin Ticaret Bakanı Ömer Bolat olduğunu söyledim. Ömer Bolat'ın Hedef Portföy bünyesinde yatırımının bulunduğu iddiasını aktardım. Ayrıca Hedef Portföy çevresindeki şirketler, ticaret sicili kayıtları, ortaklık ve adres bağlantıları hakkında edindiğim bilgileri anlattım.
Program canlıydı.
İsmail Saymaz ve diğer yayın arkadaşlarım doğal olarak sorular yöneltti. İsmail Saymaz, 400 milyon lira yatırılıp 800 milyon lira alan bakanın Ömer Bolat olup olmadığını sordu.
Verdiğim yanıt çok açık:
"400 koyup 800 aldığını bilmiyorum. Bu konuda bilgim yok."
Bilmiyorum dedim. Evet. Çünkü bilmediğim bir rakamı biliyormuşum gibi söylemem. Ancak söylemediğim bir cümlenin hesabını da vermem. Yayında ayrıca Ümit Özlale'nin Meclis kürsüsünden beyan ettiği operasyon öncesinde çıkış yapıldığı yönünde iddiasını da dile getirdim. Ancak bunların araştırılması gereken iddialar olduğunu söyledim.
Programda altını çize çize iddia olduğunu ve sayın bakanın yalanlama veya doğrulama yapacağını belirttim.
Bütün bunlar yayın kaydında mevcut.
Canlı yayında bazen konuşmalar üst üste bindi. Programı sonradan izlediğimde bazı soruları duymadığımı, bazılarına da eksik yanıt verdiğimi gördüm.
İsmail Saymaz dünkü yazısında bir soruyu yanıtsız bıraktığımı belirtiyor. Oysa o soruyu duymadım. Duysaydım, bilgim olmadığı konuda yine bilgim olmadığını söylerdim.
Çünkü gazetecilik her soruya mutlaka cevap vermek değil, bildiğini ve bilmediğini birbirinden ayırabilmektir. Şimdi önemli bir noktaya gelelim.
Program sonrasında ticaret bakanı ve Ticaret Bakanlığı'nın açıklamalarında, kurumsal kimlik ile bağdaşmayan kaba sözler ve sanki ben bakan hakkında 400 milyon lira yatırıp 800 milyon lira aldığı yönünde bir bilgi açıklamışım gibi bir bilgi var.
Oysa yayında böyle bir cümle kurmadım. Buyursunlar göstersinler. "Ömer Bolat 400 milyon lira yatırdı, 800 milyon lira aldı" dediğim tek bir cümleyi göstersinler. Bırakın bakanı, herhangi biri yayın kaydında bu ifadeyi benim bilgi olarak açıkladığımı ortaya koysun, bugün kalemimi kırarım.
Çünkü böyle bir söz söylemedim. Üstelik söylemediğim bakanlığın suç duyurusunda yer alan yayın deşifresinde de bulunuyor.
Kim ne söylemiş, hangi soruyu sormuş, benim yanıtım ne olmuş; bunların hepsi incelenebilir.
Ben söylediğim her sözün sorumluluğunu taşırım. Ama söylemediğim bir sözün sorumluluğunu kabul etmem. Böyle bir açıklamam yok. Yayında da böyle bir açıklama olmadı.
Bakanın açıklamasına dönelim.
Sayın bakan 26 Şubat 2024'te Hedef Portföy bünyesinde 37 milyon 800 bin liralık aile tasarrufunu kira sertifikasında değerlendirdiğini duyurdu.
Böylece araştırdığım yatırım ilişkisinin varlığını doğruladı. Ancak milletvekili Ümit Özlale'nin iddia ettiği hesabını kapattığı veya soruşturma öncesinde parasını çektiği iddialarını reddetti.
Yatırımı doğrulamak, diğer iddiaları kabul etmek değildir. Ama iddiaları reddetmek de gazetecinin soru sorma hakkını ortadan kaldırmaz.
8 Ekim'de Ümit Özlale bu kez bakanın adını vererek 170 milyon liralık işlem iddiasını ve MKK kayıtlarına ilişkin bir numarayı gündeme getirdi.
Bakan ise 10 Ekim'de bu tutarın net para çıkışı olmadığını; vadesi dolan kira sertifikalarının tahsilatlarıyla yeniden alımların mükerrer toplanmasından kaynaklandığını savundu.
Öyleyse yapılacak iş belli:
Yatırım aracının kodu, alım ve itfa tarihleri, getirisi ve varsa net para çıkışı, kişisel bilgiler korunarak işlem kayıtları üzerinden açıklanır. Milletvekilinin iddiası yanlışsa belgeyle çürütülür.
Bir de "Danışmanı aramadın" tartışması var.
Basın müşavirinin numarası bende olmadığı için yayın öncesinde doğrudan aramadım. İki bakanlık yetkilisiyle görüştüm; yayın sonrasında Ticaret Bakanlığı danışmanı ile de konuştum. Kendisine yayın bitimine yakın yazdım ancak sanırım kullandığı aktif telefonu değilmiş, beni aradığında mesajları gördüğünü söyledi. İsmail Saymaz'a ulaşmış ancak İsmail Saymaz danışmana "Haberi ben yapmadım'' demiş. Doğru söylemiş. Çünkü haberi ben yaptım.
Muhatabın görüşünü almak önemlidir. Ama gazetecinin tek bilgi kaynağı bir bakanın basın müşavirliği değildir. Resmi kayıtlar, adli kaynaklar, siyasi aktörler de araştırmanın parçasıdır.
Bugüne kadar doğru olmadığını düşündüğüm bir bilgiyi veya belgeyi de kamuoyu ile paylaşmadım, paylaşmam da.
Şimdi TCK 217/A'dan, "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçundan soruşturuluyorum.
Soruyorum:
Hangi gerçeğe aykırı bilgiyi, sırf korku ve panik yaratmak amacıyla yaydım? Hangi sözüm kamu barışını bozmaya elverişli?
İddiaları kesin bilgi diye sunmadığım yayın kaydı ortadayken gazetecilik faaliyeti nasıl bu suçun konusu oluyor?
Üstelik yayında dile getirdiğim Ümit Özlale'nin iddia ettiği bakan isimlerden birinin Ömer Bolat olduğu ve Hedef Portföy'de yatırımı olduğu bilgisini bizzat bakan doğruladı."
NE OLMUŞTU?
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca, sermaye piyasasındaki işlemlere ilişkin soruşturmalar kapsamında "kamuoyunu yanıltıcı nitelikte açıklamalar yaptıkları" gerekçesiyle haklarında başlatılan soruşturmada gözaltına alınan Şaban Sevinç ve Mustafa Balcı tutuklanmış, İsmail Saymaz ve Murat Ağırel hakkında ev hapsi kararı verilmişti.
Savcı karara itiraz etti: Gazeteci İsmail Saymaz ve Murat Ağırel'e ev hapsi!
Soruşturma başlatılmıştı: Gazeteciler Mustafa Balcı ve Şaban Sevinç tutuklandı!
Kaynak: Birgun

