İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.083.158 ▲ %0,21
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Ekonomi

'Onların derdi İstanbul'u yönetmek değil, İBB'yi almak'

İBB Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Oğuz Demir, belediyeye yönelik siyasi baskılardan engellenen ulaşım yatırımlarına, finans piyasasındaki skandallardan yargı süreçlerine kadar pek çok konuda değerlendirmelerde bulundu. Demir, "Bu ülkenin kaynağı açgözlüleri doyurmaya yetecek kadar değil ama bizi zenginleştirecek kadar var" dedi.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Oğuz Demir ile sermaye piyasasındaki fon dolandırıcılığını, şeffaf olmayan soruşturma sürecini, skandalın siyasi ve ekonomik etkilerini konuştuk.

İBB'ye yönelik müdahale ihtimali sürekli gündemde. Böyle bir ortamda belediye nasıl çalışıyor, nasıl bir siyaset yürütüyorsunuz?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi en iyisini yapmak, çok çalışmak zorunda. Son bir buçuk yıldır baskılar çok arttığı için gece gündüz çalışıyoruz. Bütçesiyle, faaliyetleriyle elimizden gelen her şeyi yapıyoruz.

Yaklaşık bir ay önce 8,5 milyar liralık öğrenci destek paketi açıkladık. Şimdi çok daha büyük bir aile destek paketi hazırlıyoruz. Ama insanlara dokunmak yalnızca sosyal yardım yapmakla olmuyor. Metrosuyla, otobüsüyle, vapuruyla, yeşil alanıyla, altyapısıyla elimizdeki kaynakları en verimli şekilde kullanmaya çalışıyoruz.

Böyle bir baskıyı, hukuksuzluğu ve adaletsizliği ancak milletle birlikte aşabiliriz. Bizim yapmamız gereken şey, hukuksuzluğun siyasi maliyetini yükseltmek. Topluma bunun hukuksuzluk olduğunu, memnun oldukları hizmetlerin ortadan kaldırıldığını anlatabilmek.

İBB'nin geleceğine ilişkin tartışmalar sürerken siz hangi dönemin bütçesini hazırlıyorsunuz?

Biz 2027 bütçesini yapıyoruz. Herkes İBB'nin gitmesini konuşuyor ama biz 2027'yi, 2028'i, 2029'u konuşuyoruz. Çünkü siyaset yalnızca geçmişin değil, geleceğin de işi.

Diyelim ki biz yapamadık, başka bir yönetim geldi. O zaman soracağız: Aldınız mı bu metrobüsleri? Aldınız mı bu vapurları? Verdiniz mi bu sosyal destekleri? Yatırımları tamamladınız mı? Yoksa bu paralar nereye gidiyor? Biz bugünden İstanbul'un ihtiyaçlarını ve yapılması gerekenleri ortaya koyuyoruz.

Biz 2021'den beri devlete başvuruyoruz. Diyoruz ki 300 yeni metrobüs almak istiyoruz. Bunları elektrikli almak istiyoruz. Bunun için yaklaşık 300 milyon avroluk krediye ihtiyacımız var. Finansman var, yalnızca izin gerekiyor.

İzin verilmediğinde araçları kendi öz kaynağınızla almaya çalışıyorsunuz. Bu kez elektrikli araç mı alacaksınız, daha fazla sayıda dizel araç mı alacaksınız, bunun hesabını yapmak zorunda kalıyorsunuz. İstanbul'un hizmete ihtiyacı var.

Filoyu yeniletmedikçe bakım maliyetiniz artıyor. Maliyet arttıkça bu fiyatlara da yansıyor. Elektrikli araç alsanız hem işletme maliyeti hem karbon ayak izi düşecek. İstanbullular daha konforlu ulaşacak.

Elektrikli araçlar gerçekten maliyetleri düşürecek mi?

Tabii ki düşürecek. Yeni araçların bakım maliyetleri azalacak, yakıt giderleri düşecek. Biz savaşın başladığı gün, petrol fiyatlarının önümüzdeki dokuz ayda ve takip eden yılda hangi senaryolarda nereye gidebileceğini çalıştık. Bunun İETT, Metro İstanbul ve İSKİ gibi enerji tüketimi yüksek kurumlarımız üzerinde nasıl bir finansal baskı yaratabileceğini hesapladık.

Biz bunların hepsini arka planda çalışıyoruz. Çünkü belediyenin kaynaklarını doğru yönetmek zorundayız.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın belediyelerin SGK borçları için kullandığı "silkeleyin" ifadesi çok tartışılmıştı. İBB bu borçları ödedi mi?

İlk açıkladıklarında İBB'nin yaklaşık 4,3 milyar lira borcu olduğunu söylediler. Bizim zaten aylık SGK tahakkukumuz o kadar. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yaklaşık 92 bin 500 kişi çalışıyor. Bir ay ödeme yapmasanız o kadar borç oluşuyor.

SGK ve vergi borcu şu an İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin yok. Yükümlülüklerimiz düzenli olarak ödeniyor.

Asıl yapılması gereken, belediyelerin daha ucuz hizmet sunabilmesi için maliyetlerini azaltmak. İnsanlar pahalılıktan perişan olmuş durumda. Siz belediyenin maliyetini artırdığınızda kötülüğü halka yapıyorsunuz.

Bugün toplu taşımada bir biletin maliyeti yaklaşık 150 lira. Biz yolcudan 46 lira 2 kuruş alıyoruz. Geri kalan yaklaşık 100 lirayı İBB karşılıyor. Akaryakıttan ÖTV'yi indirin, biz de aynı sübvansiyonla bilet fiyatını 35 liraya indirebiliriz.

İmamoğlu döneminde başlatılan ancak el konulan bağış kampanyalarındaki paralar ne oldu?

Bildiğim kadarıyla o paralar hâlâ bloke durumda. Ama biz "Askıda Fatura" diye başka bir yöntem bulduk. Burada bağış doğrudan İBB'ye gelmiyor. İhtiyaç sahibi yurttaşların sosyal incelemesi yapılıyor. Faturaları sisteme konuluyor. Bağış yapmak isteyen kişi doğrudan o faturayı ödüyor. Ne belediyeye ne de ihtiyaç sahibine para aktarılıyor.

İktidarın belediyeleri ele geçirmek istemesinin nedeni rant mı, siyasi güç mü?

Her şey için. Rant için, paylaşım için, işe sokmak için, işten çıkarmak için, güçlü görünmek için, iktidar için, güç için… Adına ne derseniz deyin. Onların derdi İstanbul'u yönetmek değil, İBB'yi almak. Onların derdi Ataşehir'i yönetmek değil, Ataşehir Belediyesi'ni almak. Bu kurumlar büyük kaynaklara sahip. Ama o kaynaklar milletin. Siz oraya milletin oyuyla geliyorsunuz. Millet seçmezse de gidersiniz. Siyasetin temelinde bu olmalı.

Finans piyasasındaki son skandalları bir ekonomist olarak nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Hukuk çalışırsa, insanlar yaptıklarının cezasını göreceğini bilirse bu işlere kolay kolay girmez. Gireni de yakalar, cezalandırır. Biz hukuksuzluğun sonucunu yaşıyoruz. Bu iktidarın 25 yılın sonunda yarattığı dokunulmazlık algısının sonuçlarını yaşıyoruz.

Bu süreç AKP iktidarını tüketiyor mu?

AK Parti iktidarını tükettiğini düşünüyorum. Siyasal İslam'ı temsil eden şeyin artık AK Parti olduğu kanaatinde değilim. Ben siyaset içerisinde haksızlıktan ve hukuksuzluktan rahatsız olan çok sayıda AK Partili de tanıdım. Gerçekten inancını ahlak ve adalet üzerinden kuran bir insanın bugün yaşananları kabul etmesi mümkün değil.

Faizsiz tasarruf finansman sistemleri de son dönemde çok büyüdü. Burada yeni bir mağduriyet yaşanabilir mi?

Bu sistemler uzun zamandır var. Ancak son üç dört yılda çok hızlı büyüdüler. Bunun temel nedeni Türkiye'de faizlerin çok yüksek olması. Artık yalnızca muhafazakâr kesim değil, ev ve otomobil alma hayalini kaybetmiş beyaz yakalılar da bu sistemlere yöneliyor. Hızlı büyüyen yapılarda denetim geriden gelirse boşluklardan yararlanan kişiler ortaya çıkabilir. Bu nedenle düzenleyici kurumların sistemi yakından izlemesi gerekiyor.

Ciddi, kurumsallaşmış şirketlerle bir anda büyüyen şirketleri aynı kefeye koymamak gerekir. Ancak bütün bu yapıların düzenlemelere uygun çalışıp çalışmadığı denetlenmeli ve sonuçlar kamuoyuyla paylaşılmalı.

Fon skandalında yüz binlerce mağdur var. Bu insanların zararları nasıl karşılanabilir?

SPK'nin baştan beri yaptığı en önemli yanlışlardan biri, sistemdeki anaparanın büyüklüğünü açıklamamak. Bizim bilmemiz gereken şu: İnsanlar toplam ne kadar para yatırdı? Bugün bu paranın ne kadarı kaldı? Fonların elindeki varlıkların değeri ne? Bunları bilirsek gerçek zararı hesaplayabiliriz. Belki de eldeki varlıklar zaman içerisinde bu zararı karşılayabilecek. İnsanlar altı ay, bir yıl bekleyecek ama anaparalarını geri alabilecekler. Bunu şeffaf biçimde açıklamak gerekiyor.

Bu bilgilerin açıklanmamasının nedeni bazı siyasi isimlerin ortaya çıkmasını engellemek olabilir mi?

Bence siyasi etkisinden korkuyorlar. Bu işin içinde siyasi aktörler olduğu için açıklanmasını istemiyorlar. Bize örneğin ağustos ayında kimlerin fonlardan çıktığını söylesinler. 26 Ağustos'taki SPK düzenlemesinden önce kimler çıktı? Kim ne kadar parayla girdi, ne kadar parayla çıktı? Bunları bilmemiz gerekiyor. Çünkü burada bir transfer var. Birileri önceden giriyor, yüksek kazançla çıkıyor. Sonradan girenlerin parası onlara aktarılmış oluyor.

Ama sıradan yatırımcıyla içeriden bilgi alarak hareket eden kişiyi birbirinden ayırmak zorundayız. Her yatırımcıyı suçlu gibi göremeyiz.

Skandalda konuşulan milyarlarca liranın büyüklüğünü belediye bütçesi üzerinden anlatabilir misiniz?

Bakın, 100 bin emekliye ayda 5 bin lira kira desteği verseniz bunun aylık maliyeti 500 milyon lira. Yıllık maliyeti 6 milyar lira. 20 milyar lirayla yaklaşık 300 bin emekliye bir yıl boyunca ayda 5 bin lira destek olabilirsiniz.

Biz 550 otobüsü yaklaşık 14–15 milyar liraya alıyoruz. Yurtlarımızda kalan 6 bin 600 öğrencinin barınma ve beslenmesi için yılda yaklaşık 2,1 milyar lira harcıyoruz.

Bu ülkenin kaynağı var. Bu ülkenin kaynağı açgözlüleri doyurmaya yetecek kadar değil ama bizi zenginleştirecek kadar var.

Bu tür skandalların toplum üzerindeki uzun vadeli etkisi ne olur?

Asıl mesele bu. Türkiye'nin önümüzdeki 10–20 yılını etkiliyor bu süreç. Ülkede üretime olan inanç bitiyor. Çalışarak kazanmaya olan inanç bitiyor. Gençler okumaya olan inancını yitiriyor. Çünkü birileri bir araya geliyor, bir fonu şişiriyor ve zengin oluyor. İnsanlar da çalışarak, üreterek, okuyarak bir yere varabileceklerine inanmamaya başlıyor.

Skandalda adı geçen bazı kişilerin yatırdığı paraların kaynağı da tartışılıyor. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Benim asıl merak ettiğim, bu paraların nereden geldiği. Bir insanın 163 milyon lirayı nasıl kazandığının açıklanması gerekiyor. Ben siyasete girdiğim tarihteki mal varlığımı da bugünkü mal varlığımı da açıklamaya hazırım. Eşimin, ailemin mal varlığındaki değişimler de incelensin. Bunun için bağımsız bir denetim mekanizması kurulabilir. Siyasetçilerin mal varlıkları düzenli olarak incelenir, olağan dışı artışlar olduğunda açıklama istenir. Çünkü bu milletin parası. Yurttaşın, kendisini temsil eden siyasetçinin servetindeki değişimi bilmeye hakkı var.

Son olarak İBB'nin geleceğine ilişkin öngörünüz nedir? Belediye meclisinde siyasi transferler yaşanabileceği konuşuluyor. Size de böyle bilgiler geliyor mu?

İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne böyle bir müdahalede bulunmak, siyasetin zeminini de ortadan kaldırmak demek. Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın son 25 yıldaki en önemli siyasi başarısı seçim kazanmaktı. Siyaseti seçimsizleştirdiğiniz bir ortamda siz de aslında seçimsizleşmiş olursunuz. Kendi en önemli özelliğinizi ortadan kaldırırsınız. En büyük kötülüğü hem millete hem kendilerine yaparlar. Çünkü halkla inatlaşılmaz.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…