İçeriğe geç
  • Dolar 49,3979 ▲ %0,03
  • Euro 55,6494 ▼ %0,18
  • Sterlin 65,3956 ▼ %0,16
  • Gram Altın 6.644,78 ▲ %1,51
  • Çeyrek Altın 10.816,51 ▲ %1,07
  • Gümüş 96,37 ▲ %2,79
  • Bitcoin 4.084.076 ▲ %0,57
  • BIST 100 12.265,98 ▲ %0,43

Kültür-Sanat

Kadınlar erkeklerin yazdığı kaderi bozuyor

33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında gösterilen Ali Kemal Güven'in Sultana filmi, erkek egemen eğlence sektöründe çalışan kadınların mücadelesini anlatıyor. Kadınları seyir nesnesine ya da mağduriyetlerine indirgemeyen film, erkek şiddetine karşı dayanışmayı ve ataerkil tahakkümden kurtuluşu öne çıkarıyor.

Tuğçe ÇELİK

Ali Kemal Güven'in yönetmenliğini, Erdi Işık'ın senaristliğini üstlendiği Sultana, 33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali kapsamında seyirciyle buluştu. İstanbul'da bir gece kulübünde çalışan kadınların yaşamlarını anlatan filmin başrollerini Tuba Büyüküstün ve Derya Pınar Ak paylaşıyor. Seray Kaya, Begüm Akkaya, Rojbin Erden, Şirin Sultan Saldamlı, Itır Esen, Nur Sürer, Hakan Kurtaş, Taro Emir Tekin ve Çağlar Çorumlu da oyuncu kadrosunda yer alıyor. Hikâye, kulübün deneyimli dansçısı Meral ile Belarus'tan gelen genç dansçı Anna arasındaki ilişki üzerinden gelişiyor.

ERKEK BAKIŞINDAN KADININ ÖZNELLİĞİNE

Laura Mulvey, 1975 tarihli Görsel Haz ve Anlatı Sineması makalesinde, klasik anlatı sinemasında kadının bakılan, erkeğin ise bakışın sahibi olarak konumlandırılmasını tartışır. "Erkek bakışı" (male gaze) kavramıyla ilişkilendirilen bu yaklaşım, kadın bedeninin sinemada nasıl seyirlik bir nesneye dönüştürüldüğünü anlamak açısından önemlidir. Ancak bedenin görünür olması, tek başına nesneleştirme ya da istismar anlamına gelmez. Belirleyici olan, bedenin nasıl temsil edildiği ve kadının kendi bedeni üzerinde ne ölçüde söz sahibi olduğudur.

Sultana'da direk dansı yapan kadınlar, erkek müşterilerin bakışları altında sahneye çıkıyor. Ancak film, onları yalnızca seyredilen bedenlere indirgemiyor. Direk dansı, fiziksel güç, dayanıklılık, teknik beceri ve bedensel hâkimiyet gerektiren bir performans olarak karşımıza çıkıyor. Kadın bedeni, erkek arzusunun nesnesi olmanın ötesinde, fiziksel güç ve becerilerin sergilendiği bir alan olarak beliriyor. Kadınların hikâye içinde erkeklerin bakışına maruz kalması, filmin bu bakışı benimsediği anlamına gelmez.

ŞİDDETİN YARATTIĞI KIRILMADAN DAYANIŞMAYA

Kadınların kendi yaşamları üzerinde söz sahibi olma mücadelesi, erkek şiddeti karşısında kurdukları ilişkilerde daha belirgin hâle geliyor. Filmde gücü elinde tutan erkeklerin şiddetine maruz kalan bir kadına diğerleri müdahale ediyor; birbirlerini korumaya ve şiddeti durdurmaya çalışıyorlar.

Bu dayanışmanın en güçlü biçimde sınandığı ilişki ise Meral ile Anna arasında kuruluyor. Meral'in Anna'yı erkek şiddetinden kurtarması, aralarında güvene dayalı bir bağın gelişmesini sağlıyor. Ancak Meral'in Anna'nın daha sonra uğradığı cinsel saldırıyı engelleyememesi, ilişkilerinde bir kırılma yaratıyor. Meral, Anna'yı koruyamamanın pişmanlığını yaşarken onu kendisine rakip olarak görmenin yarattığı çelişkiyle de yüzleşiyor. Koruma isteği ile rekabet duygusu arasındaki gerilim, karakterin dönüşümünü belirliyor.

Anna'nın cinsel saldırının ardından fail erkeği değil, Meral'i suçlaması ise bu kırılmayı derinleştiriyor. Şiddetin sorumluluğunun onu uygulayan erkekten, saldırıyı engelleyemeyen kadına yöneltilmesi, erkek egemen düzenin kadınlar arasındaki ilişkileri nasıl zedelediğini görünür kılıyor. Anna'nın öfkesi, kendisini koruyacağına inandığı Meral'e yönelirken Meral de kendisine ait olmayan bir suçun ağırlığını taşıyor. Oysa saldırının tek sorumlusu fail erkek.

Filmin dikkat çekici yanlarından biri, kadınlar arasındaki çatışmayı abartılı bir hesaplaşmaya dönüştürmemesi. Meral ile Anna'nın yaşadığı kıskançlık, kırgınlık, öfke ve suçluluk, karakterlerin insani çelişkileri içinde karşılık buluyor. Film, bu gerilimi seyirlik bir kavgaya dönüştürmek ya da karakterleri karikatürize etmek yerine ilişkilerinin duygusal derinliğini koruyor.

Bu ilişki, feminist düşünür bell hooks'un kadın dayanışmasına ilişkin yaklaşımıyla birlikte değerlendirilebilir. hooks'a göre kadın olmak, tek başına dayanışmayı güvence altına almaz. Kadınlar arasındaki dayanışmanın kurulabilmesi, onları birbirinden uzaklaştıran rekabetin, önyargıların ve eşitsizliklerin aşılmasını gerektirir. Meral ile Anna'nın ilişkisi de kusursuz bir kız kardeşlik anlatısı sunmuyor. Aksine, dayanışmanın çatışmaların ve güvensizliğin içinden geçerek kurulabileceğini gösteriyor.

KADINLAR MAĞDURİYETE HAPSEDİLMİYOR

Sultana, kadın karakterleri mağduriyetleri üzerinden tanımlayıp ajitasyona sığınmıyor. Aksine, erkeklerin denetimi altında yaşamaya ve çalışmaya zorlanan kadınların, kendileri üzerinde kurulan iktidarı adım adım nasıl sarstıklarını gösteriyor. Kadınlar, maruz kaldıkları baskı ve şiddet karşısında edilgenleşmek yerine birbirlerine destek olarak hareket alanlarını genişletiyor. Böylece kadınların özgürleşmesi, erkeklerin onlara sunduğu bir imkân olarak değil, kendi mücadeleleriyle kazandıkları bir sonuç olarak karşımıza çıkıyor.

Sultana'nın kadınların hikâyesini ölümle sonlandırmaması da önemli. Erkek şiddetini kaçınılmaz bir kadere dönüştürmeyen film, kadınlara yaşamlarını yeniden kurabilecekleri bir gelecek bırakıyor.

Filmin final sahnesi, anlatı boyunca kurulan kadın-erkek güç ilişkilerini şok edici biçimde tersine çeviriyor. Seyircinin alışık olmadığı bu son, yalnızca şaşırtıcı bir dramatik tercih değil, erkek egemenliğine karşı gelişen kadın dayanışmasının da güçlü bir ifadesi. Sinemanın yarattığı sarsıntı, burada politik bir anlam kazanıyor. Erkeklerin denetimi altında yaşamaya zorlanan kadınların kendi kaderlerini belirleyebilmeleri, başka bir dünyanın mümkün olduğunu da hatırlatıyor. Sultana, seyirciye yalnızca başka bir dünyanın mümkün olduğunu göstermiyor; kendi yaşamını ve dünyayı değiştirebilecek güce sahip olduğunu da hatırlatıyor.

Kaynak: Birgun

Paylaş
Sıradaki haber yükleniyor…